ISSN: 1300-4115
İzmir Göğüs Hastanesi Dergisi - Göğüs Hastanesi Dergisi: 35 (3)
Cilt: 35  Sayı: 3 - 2021
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Advisory Board

Sayfalar II - IV

3.
Yayın Politikaları ve Yazım Rehberi
Publication Policies and Editorial Gude

Sayfalar V - VI

ORIJINAL ARAŞTIRMA
4.
COVID-19 Pandemisinin Etkisiyle Birlikte İstanbul’da Son Beş Yılın Hava Kirliliği Değerlendirilmesi
Five-Year Analysis of Air Pollution in Istanbul Including Also the Impact of the COVID-19 Pandemic
Nilüfer Aykac, Pınar Pazarlı Bostan, Sabri Serhan Olcay, Berker Öztürk
doi: 10.5222/IGH.2021.78941  Sayfalar 113 - 124
GİRİŞ ve AMAÇ: Partikül madde, kükürt dioksit, ozon ve nitrojen oksit bileşikleri temel hava kirleticileridir. Bu makalede İstanbul’un 5 yıllık hava kalitesi değerlendirmesi ve pandemi nedeniyle uygulanan fiziki hareket kısıtlamalarının kirleticiler üzerine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmada Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı’nın kamuoyuna açık verileri kullanıldı. 2016 – 2020 yılları arasında İstanbul’da trafik yoğunluğunun neden olduğu temel kirleticiler olan partikül madde ve nitrojen bileşikleri analiz edildi. bir yıl içinde ölçüm yapabildiği gün sayısı yüzdesi %75 ve üzeri değere ulaşan istasyonların verileri kullanıldı. Araştırmaya temel olan günlük PM10, NO2 ve NOx kirleticilerinin, 2016 yılından 2020 yılına dek 5 yıllık ölçüm verileri, İstanbul ili sınırları içerisinde ölçüm yapabilen tüm istasyonlarda 24 saatlik ortalamalar temel alınarak değerlendirildi. COVID-19 pandemisi nedeniyle 2020 yılı Nisan ve Mayıs aylarında gerçekleşen fiziki hareketliliği kısıtlama uygulamaları günlerindeki kirletici düzeyleri, her bir istasyon özelinde, 2019 ve 2020 yılları kıyaslanarak ayrıca değerlendirildi.
BULGULAR: 2016-2018 yılları arasında 12, 2019 ve 2020 yıllarında 39 adet istasyonda partikül madde ve nitrojen oksit bileşikleri ölçümü yapıldığı; bir yıl içinde ölçüm yapabildiği gün sayısı yüzdesi %75 ve üzeri değere ulaşan istasyon sayısının 9 adet olduğu tespit edildi. Son beş yıllık kirletici ölçümleri değerlendirildiğinde; araştırmaya dahil edilen 9 istasyonun tamamında, PM10, NO2 ve NOx kirletici ölçümlerinin, Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği sınır değerleri aştığı saptandı. COVID-19 kapsamında 2020 yılında uygulamaya konulan iki günlük fiziki hareket kısıtlamalarının kirleticiler üzerinde olumlu bir etkisi izlenmedi. Ancak 23-26 Nisan, 1-3 Mayıs ve 23-26 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen kapanma dönemlerinde partikül madde, nitrojen oksit ve nitrojen dioksit konsantrasyonlarında sırasıyla ortalama %33.4, %59.6 ve %52.6 oranında düşüş saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İstanbul’daki hava kirliliği beş yıllık dönemde anlamlı ve belirgin bir azalma göstermemiştir. Son yıllarda özellikle trafik kirliliğini ölçmede yetersizlik mevcuttur. COVID-19 önlemleri çerçevesinde uygulamaya konulan iki günden uzun süreli ve etkili fiziki hareket kısıtlamaları hava kirleticilerinin konsantrasyonunda belirgin düşüşe yol açtığı tespit edilmiştir.
INTRODUCTION: Particulate matter, sulfur dioxide, ozone, and nitrogen oxide compounds are the main air pollutants. The purpose of this research is to analyze the five-year air quality of Istanbul and examine the effect of movement restrictions due to the COVID-19 pandemic on pollutants.
METHODS: The public data of the National Air Quality Observation Network has been utilized. The research has been conducted based on the five-year daily averages of PM10, NO2, and NOx pollutants for Istanbul between 2016 - 2020. The data of stations which measured for 75% and more throughout the year has been used. The effect of lockdowns enforced due to COVID-19 was revealed by comparing data of pollutants from April and May of 2020 to the same period in 2019.
RESULTS: There were 12 stations between 2016 – 2018, and 39 stations in 2019 and 2020 which measured particulate matter and nitrogen oxide compounds. Only 9 stations reached the standard of measuring pollution for 75% and more throughout the year. The PM10, NO2, and NOx levels measured by all the 9 stations between 2016 - 2020 are above the limit values set by the World Health Organization (WHO). The lockdowns in 2020 have not been helping improvements in air pollution issue. However, there have been regressions of 33.4%, 59.6%, and 52.6% in the overall average particulate matter, nitrogen oxide, and nitrogen dioxide concentrations during the lockdowns between 23-26 of April, 1-3 of May, and 23-26 of May, respectively.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The air pollution issue in Istanbul has not improved in a meaningful and significant manner for the last five years. There is a significant deficiency in measuring traffic pollution. It has been found that two days long lockdowns and physical movement restrictions due to COVID-19 have significantly contributed to a significant regression in the overall concentration of air pollutants.

5.
Kısa Etkili Bronkodilatör Yanıtı Değerlendirmede %MMEF ile sGaw, Kısmi Reversibilite ile Reversibilite Arasında Belirleyici Tanısal Bir Parametre Olabilir mi?
Could Be % MMEF and sGaw Determinant Diagnostic Parameters Between Partial Reversibility and Reversibility in Evaluating Short-Acting Bronchodilator Response?
Gökhan Erdoğan, Elif Altuğ, Sacide Rana Işık, Levent Tabak
doi: 10.5222/IGH.2021.08370  Sayfalar 125 - 133
GİRİŞ ve AMAÇ: Spirometre testi ile bronkodilatör yanıtı değerlendirmede maksimum ekspiryum ortası akım (MMEF) ve spesifik havayolu iletimi (sGaw) parametrelerindeki değişikliklerin FEV1 değişimi ile ilişkisi inceleyerek, FEV1’e kısmi yanıtlılarda bronkodilatör yanıtına yaptıkları tanısal katkıyı araştırdık
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma örneklemi göğüs hastalıkları solunum fonksiyon laboratuvarına 1 Haziran 20019- 1 Şubat 2021 tarihleri arasında bronş hiperreaktivitesi ön tanısı ile başvurmuş ve reversibilite testi ile birlikte body pletismografik inceleme de yapılmış 112 hastanın retrospektif taranmasından oluşmaktadır.
BULGULAR: ▲MMEF% ve ▲sGaw, ▲ FEV1 ile doğrusal yönde korelasyon göstermekteydi. (sırasıyla r= 0.752; p<0.001, r =0.611; p<0.001). Reversibil, kısmi reversibil ve irreversibil gruplar arasında ▲MMEF% ve ▲sGaw anlamlı farklık göstermekte olup (P<0.001), post-hoc karşılaştırmalarda kısmi reversibil ve reversibil gruplar arasında ▲sGaw’da anlamlı farklılık görülmedi (P>0.05). Kısmi reversibil ve reversibil grup arasında demografik özellikler ile MMEF% ve ▲sGaw değişkenleriyle oluşturulan ikili lojistik regresyon modelinde ▲MMEF bağımsız bir prediktördü [OR: 1.132; 95%CI (1.036-1.238), p=0.006]. Mutlak reversibilite veya kısmi reversibilite için▲MMEF% ile hesaplanan 24% eşik değer anlamlılık göstererek 86.2% duyarlılıkta ve 80.8% özgüllükteydi (AUC: 0.811, 95% CI: 0.686-0.936; p<0.001). Bulduğumuz bu değer kısmi reversibil grubun %81’ini reversibil olarak tanılamaktaydı
TARTIŞMA ve SONUÇ: FEV1 değişimine göre kısmi reversibilite gösteren bronkodilatör yanıtında reversibiliteyi belirlemede ▲sGaw’ın tek başına belirleyici bir katkısı olmadığını gözlemledik. Bu iki grup arasında ▲MMEF%’in bağımsız bir prediktör olabileceği ve hesaplanan 24%’lük eşik değerin, FEV1’in belirleyici olmadığı durumlarda reversibilitenin tayini için bir kriter olarak kullanılabileceği görüşündeyiz.
INTRODUCTION: By examining the relationship between changes in maximum mild-expiratory flow( MMEF) and specific airway conductance(sGaw), parameters with the change in FEV1 when evaluating the spirometer test and the bronchodilator response, we investigated their diagnostic contribution to the bronchodilator response in those with partial responses to FEV1.
METHODS: The retrospective study sample consists of data from 112 patients between Jun 1, 2019, and Feb 1, 2020 who applied to the pulmonary function laboratory with a pre-diagnosis of bronchial hyperreactivity as well as body plethysmography test performed together with the reversibility test.
RESULTS: MMEF% and ▲sGaw were linearly correlated with ▲FEV1 (respectively r = 0.752; p <0.001, r = 0.611; p <0.001). While there was a significant difference between ▲MMEF% and ▲sGaw between reversible, partially reversible, and irreversible groups (P <0.001), there was no significant difference in ▲sGaw between partial reversible and reversible groups in post-hoc comparisons (P> 0.05). In the binary logistic regression model created between the partially reversible and reversible groups, demographic characteristics, MMEF% and ▲sGaw variables, ▲MMEF was an independent predictor [OR: 1.132; 95% CI (1.036-1.238), p = 0.006]. The 24% threshold for absolute reversibility or partial reversibility calculated with MMEF% was significant, indicating significance at 86.2% sensitivity and 80.8% specificity (AUC: 0.811, 95% CI: 0.686-0.936; p <0.001). This value we found defined 81% of the partially reversible group as reversible.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We observed that ▲sGaw alone didn' have a determinant contribution for determining reversibility in bronchodilator response, which showed partial reversibility with respect to FEV1 change. We believe that ▲MMEF% can be an independent predictor between these two groups and the calculated threshold value of 24% can be used as a criterion for determining the reversibility in cases where FEV1 is not determinant.

6.
İleri Evre Akciğer Kanserinde; Yaygın Kanser İnflamasyon İndeksi (ALI), Serum Nötrofil/Lenfosit Oranı (NLR), Trombosit/Lenfosit Oranının (PLR) Prognostik Değeri
Prognostic Value of Diffuse Cancer Inflammation Index (ALI), Serum Neutrophil/Lymphocyte Ratio (NLR) and Platelet/lymphocyte Ratio (PLR) in Advanced Stage Lung Cancer
Aysen Evkan Öztürk, Berna Komurcuoglu, Gamze Karakurt, Özgür Öztürk
doi: 10.5222/IGH.2021.83007  Sayfalar 134 - 139
Giriş
Akciğer kanseri tüm dünyada en sık görülen ve ölüme neden olan kanser türüdür. Sistemik inflamasyon hem kanser etiyopatogenezinde rol oynadığı hem de kanser hücrelerinde onkojenik değişikliklerden aktiflenebildiği gösterilmiştir. Akciğer kanserinde, prognozunu ve riskli olguları belirlemede sistemik inflamatuar parametrelerin yeri olabileceğini gösteren çalışmalar olmakla beraber sonuçlar halen tartışmalıdır. Çalışmamızda serumdan hesaplanan inflamatuar parametrelerin, akciğer kanserinde prognostik etkisi araştırıldı.
Metod
Göğüs hastalıkları kliniğimizde 2013 -2015 tarihleri arasında tanı alan lokal ileri ve ileri evre akciğer kanserli 115 olgu retrospektif olarak incelendi. Tüm hastaların tanı aşamasında serum örneklerinden hesaplanan; ileri akciğer kanseri inflamasyon indexi (ALI indeksi), serum nötrofil/lenfosit oranı (NLR), trombosit/lenfosit oranı (PLR) düzeyleri ile genel sağkalım (OS), hastalıksız sağkalım (PFS) ve tedaviye yanıt değerlendirmeleri arasındaki ilişki ve prognozu öngörmede ki etkisi araştırıldı.
Bulgular
Çalışmamızda ileri evre akciğer kanserli olgular da OS için incelendiğinde; ALI ve NLR de istatistiksel olarak anlamlı (p <0.05) iken, küçük hücreli dışı akciğer kanserli olgularda da genel istatistikle benzer olup ALI ve NLR değerleri istatistiksel olarak anlamlı saptandı.
Sonuç
Çalışmamızda ileri evre akciğer kanserli tüm olgularda, tanı aşamasında NLR ve ALI değerlerinin prognoz ile ilişkili olduğu, belirtilen cut off değerlerinin kullanıldığında hastanın prognozunu öngörmede yararlı olabileceği sonucuna varıldı. Bu parametrelerin ek maliyet gerektirmeden, kolayca hesaplanabilir olması nedeniyle rutin kullanımda yararlı olabilir.
Introduction
Lung cancer (Ca) is the most common type of cancer that causes death worldwide. Systemic inflammation has been shown to play a role in cancer etiopathogenesis and can be activated from oncogenic changes in cancer cells. In lung cancer, although there are studies showing that systemic inflammatory parameters may have a role in determining prognosis and risky cases, the results are still controversial. In our study, the prognostic effects of inflammatory parameters calculated from serum were investigated in lung Ca.
Method:
One hundred fifteen patients with locally advanced and advanced lung cancer who were diagnosed in our chest diseases clinic between 2013 and 2015 were retrospectively analyzed. The relationship between advanced lung cancer inflammation index (ALI index), serum neutrophil/lymphocyte ratio (NLR), platelet/lymphocyte ratio (PLR) levels at the time of diagnosis were calculated, and their relationship with overall survival (OS), disease-free survival (PFS) and the treatment response and their effect on predicting prognosis were investigated.
Findings
In our study, when advanced lung cancer cases were examined regarding OS; ALI, and NLR were statistically significant (p <0.05), non-small cell lung cancer cases were similar to general statistics, and ALI and NLR values were statistically significant.
Conclusion
In our study, it was concluded that NLR and ALI values at the time of diagnosis were associated with prognosis, and those values may be useful in predicting prognosis when the cut off values was used. These parameters can be useful in routine use since they can be easily calculated without additional costs.

7.
Pandeminin Erken Döneminde Göğüs Hastalıkları Hastanesinin Covid Dışı Bir Servisinde COVID-19’un Klinik Özellikleri ve Bulaşma Yolları
Clinical Characteristics and Transmission Routes of COVID-19 in the Early Period of the Pandemic in a Non-Covid Ward of Chest Diseases Hospital
Mine Gayaf, Ceyda Anar, Filiz Güldaval, Gülistan Karadeniz, Gulru Polat, Aysu Ayrancı, Özgür Batum, Dursun Tatar
doi: 10.5222/IGH.2021.24633  Sayfalar 140 - 148
GİRİŞ ve AMAÇ: Salgının erken evrelerinde Covid hastaları izole Kovid Servislerinde takibe alınırken, diğer akciğer hastalıklarının tetkiklerine COVİD olmayan servislerde devam edildi. COVID-19 ile diğer patojenlerin neden olduğu enfeksiyonlar arasındaki ayırıcı tanı yeterince tanınmamaktadır. Bu nedenle SARS-CoV2 veya başka bir patojen ile enfekte olan hastaları tespit etmek daha da zorlaşıyor.Bu çalışmada, Covid-19 vakalarının yaklaşık 2 ay içinde Covid-19 Dışı Servislerdeki klinik özellikleri ve bulaşma yolları incelendi. Pandeminin başlangıcından sonraki süre spekülatif olarak analiz edildi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Pandeminin erken dönemlerinde Göğüs Hastalıkları Hastanesinde Covid hastaları için karantina koğuşları oluşturulurken, Covid olmayan hastalarda ve yeni Covid dışı yatışlarda da değişiklikler oldu. 10.03.2020 ile 30.04.2020 tarihleri arasında Kovid Dışı Serviste bulunan Covid vakalarının klinik özellikleri ve bulaşma yolları geriye dönük ve gözlemsel olarak incelendi.
BULGULAR: Bu dönemde hasta, refakatçi ve sağlık çalışanı olmak üzere toplam 35 Covid vakası tespit edildi. Hastaların ortanca yaşı 50 (min-maks 25-85) idi. Ağır olmayan 17 hasta (%48,6), 18 ağır hasta (%51,4) ve 10 hasta öldü (%28,6). Toplam 25(%71,4) enfekte vaka SARS-CoV-2 Nükleik Asit Testi ile doğrulandı ve 11 (%28,6) olası COVID-19 vakası olarak klinik ve radyolojik olarak teşhis edildi. 65 yaş ve üzeri olmak, KOAH başta olmak üzere komorbid hastalığı olmak, semptom olarak nefes darlığının varlığı ve akciğer grafisinde tutulum sağkalım ile anlamlı olarak ilişkili bulundu (sırasıyla p0.027, 0.009, 0.038, 0.000 ve 0.033).Lenfopeni, nötrofil sayısı, CRP ve NLR değerindeki artış sağkalım ile istatistiksel olarak ilişkili bulundu (sırasıyla p 0,005, 0,001, 0,014 ve 0,000). 1'i refakatçi olmak üzere 4 süper yayıcı ve 3 hasta bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Potansiyel “süper yayıcılar”, karantina koşulları uygulanmadan ve kapsamlı koruma uygulanmadan önce enfeksiyon kaynağı olabilir. Bu nedenle karantina, kişisel koruyucu ekipman kullanımı, sosyal mesafenin uygulanması ve dezenfeksiyon gibi kapsamlı önleyici tedbirlerin uygulanması hastane enfeksiyonunun kontrolünde çok önemlidir.
Introduction and aim: In the early stages of the outbreak Covid patients were followed-up in isolated Covid Wards, and the examinations of other pulmonary diseases continued in Non-Covid wards. Differential diagnosis between COVID-19 and infections caused by other pathogens is not adequately recognized. For this reason, it is even more difficult to identify patients who are infected with SARS-CoV2 or other pathogens. In the present study, the clinical characteristics and transmission routes of the Covid-19 cases in Non-Covid Wards within approximately 2 months’ time after the onset of the pandemic were analyzed speculatively.
Materials and Method:
In the early periods of the pandemic, quarantine wards were created for Covid patients in Chest Diseases Hospital, but there were also changes in Non-Covid patients and new Non-Covid hospitalizations. The clinical characteristics and transmission routes of the Covid cases in Non-Covid Ward were examined retrospectively and observationally between 10.03.2020 and 30.04.2020.
Results: During this period, a total of 35 Covid cases were detected as a patient, companion and healthcare employees. The median age of the patients was 50 years (min-max 25-85). There were 17 patients (48.6%) who were not severe, and 18 severe patients (51.4%), and 10 (28.6%) patients died. A total of 25 (71,4%) of infected cases were verified with the SARS-CoV-2 Nucleic Acid Test, and 10 (28,6%) were diagnosed clinically and radiologically as possible COVID-19 cases. Being 65 years old or over, having comorbid diseases, especially COPD, the presence of dyspnea as a symptom and involvement on chest radiography were found to be significantly associated with survival (p0.027, 0.009, 0.038, 0.000 and 0.033, respectively). Lymphopenia, increase in neutrophil count, CRP and NLR value were found to be statistically related to survival (p 0.005, 0.001, 0.014 and 0.000, respectively). We found 4 super spreaders, one of whom was a companion, and 3 patients.
Conclusion: Potential “super spreaders” can be the source of infection before the quarantine conditions are applied and comprehensive protection is implemented. For this reason, quarantine, use of personal protective equipment, application of social distancing, and the implementation of comprehensive preventive measures, such as disinfection, are crucial in controlling nosocomial infection.

8.
Tübeküloz Tanısı ile Takip Edilen Hastalarda Primer Akciğer Kanseri Gelişme Oranı ve Hastaların Klinik Özellikleri
Primary Lung Cancer Development Rate in Patients Followed Up with a Diagnosis of Tuberculosis and Clinical Characteristics of the Patients
Berna Kömürcüoğlu, Merve Ayık Türk, Aysen Evkan Öztürk, Gulru Polat
doi: 10.5222/IGH.2021.84429  Sayfalar 149 - 154
Giriş:
Akciğer kanseri ve tüberküloz (TB) dünya üzerinde önde gelen mortalite ve morbidite nedenleridir. İki hastalığın birlikteliğinde sigara içimi, altta yatan diğer komorbid hastalıklar gibi multifaktöriyel etkilenme söz konusu olup yeterli kanıt toplanamamıştır. İki önemli halk sağlığı problemi olan bu iki hastalığın birbiri ile ilişkisinin gösterilmesi hem tüberküloz tedavisine hem de kanser tarama programı ve karsinogenez mekanizmasına katkı sağlayacaktır.
Gereç-Yöntem:
01.01.2013-31.12.2016 tarihleri arasında TB servisinde yatarak izlenen 1004 aktif akciğer tüberkülozu tanılı hasta retrospektif incelenmiş ve TB tanısı ile izlenen hastalardan sito/histopatolojik olarak akciğer kanseri tanısı alan 39 hasta çalışmada incelenmiştir.
Bulgular:
Çalışmamızda tüm vakaların (n=1004) 39’unda (%3,88) TB akciğer kanseri birlikteliği saptanmıştır. Hastaların büyük bir kısmı squamöz hücreli (n=23, % %58,9) olup tanı anında evre III-IV (n=34, %87,1) hastalardan oluşmaktaydı. Akciğer kanseri tanısı alan hastaların çoğunluğunda sigara içme öyküsü mevcuttu (n=25, %64,1). Tüm evrelerde medyan sağkalım 8,94 (%95 Cl, 3,91-13,97) ay iken evre I ve II’de 8,94 ay, Evre III’de 7,89 ay, Evre IV’de ise 3,58 aydı (p=0,381). Hastalarımızdan 37’sinde( %94,8) ölüm görülürken 2 (%5,12) hastanın takibi devam etmektedir.
Sonuç:
Çalışmamızda TB ile akciğer kanseri birlikteliği araştırılmış ve çoğunlukla squamöz sitolojinin hakim olduğu görülmüştür. TB klinik ve radyolojik olarak akciğer kanserini maskeleyip, akciğer kanseri tanısında gecikmeye, hastaların ileri evrede tanı almasına ve tedavide gecikmelere neden olabilir. TB tanısıyla takip edilen hastalarda spesifik tedaviye rağmen tedavisinin etkisiz olması akla akciğer kanseri tanısını getirmeli ve hastalar bu yönde takip edilmelidir.
Aim and Objectives: Lung cancer and tuberculosis (TB) are the leading causes of mortality and morbidity worldwide. In the coexistence of the two diseases, there is a multifactorial effect such as smoking and other underlying comorbid diseases, and sufficient evidence has not been collected. Demonstrating the relationship between these two diseases, which are two important public health problems, will contribute to both the treatment of tuberculosis, the cancer screening program and the mechanism of carcinogenesis.
Metarial and methods: Between 01.01.2013 and 31.12.2016, 1004 patients diagnosed with active pulmonary tuberculosis who were hospitalized in the TB service were analyzed retrospectively and 39 patients who were diagnosed with TB and diagnosed with lung cancer cytologically/histopathologically were examined in the study.
Results: In our study, TB lung cancer coexistence was found in 39 (3.88%) of all cases (n=1004). Most of the patients had squamous cells (n=23, 58.9%) and consisted of stage III-IV (n=34, 87.1%) patients at the time of diagnosis. Most of the patients diagnosed with lung cancer had a history of smoking (n=25, 64.1%). Median survival in all stages was 8.94 (95% CI, 3.91-13.97) months, compared to 8.94 months in stages I and II, 7.89 months in stage III, and 3.58 months in stage IV. month (p=0.381). While death was observed in 37 (94.8%) of our patients, the follow-up of 2 (5.12%) patients continues.
Conclusion: In our study, the coexistence of TB and lung cancer was investigated and mostly squamous cytology was found to be dominant. TB can mask lung cancer clinically and radiologically, causing delay in the diagnosis of lung cancer, diagnosis of patients at an advanced stage, and delays in treatment. Ineffectiveness of treatment despite specific treatment in patients followed up with a diagnosis of TB should bring to mind the diagnosis of lung cancer and patients should be followed in this direction.

9.
Malign Plevral Sıvılarda Plevral Sıvı ve Serum Nötrofil-Lenfosit Oranının Prognostik Etkisi
Prognostic Effects of Neutrophil-Lymphocyte Rates in Serum and Pleural Fluids in Malignant Pleural Fluids
Filiz Güldaval, Ceyda Anar, Mine Gayaf, Gulru Polat, Merve Ayık Türk, Melike Yüksel Yavuz, Aysu Ayrancı, Gülistan Karadeniz, Melih Büyükşirin, Fatma Demirci Üçsular
doi: 10.5222/IGH.2021.91300  Sayfalar 155 - 162
GİRİŞ ve AMAÇ: Çeşitli araştırmalarda serum nötrofil-lenfosit oranının (sNLR) çeşitli kanser tiplerine sahip hastalarda uygun maliyetli ve yararlı bir prognostik faktör olarak kullanılabileceği bildirilmiştir. Malign plevral efüzyonda (MPE) NLR'nin prognoz üzerindeki klinik etkisini araştırdık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: MPE tanısı alan tüm hastalar retrospektif olarak incelendi. sNLR ve malign plevra sıvısı NLR (mNLR) değeri, yaş, Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG), histopatolojik tip, serum albümin ve laktat dehidrogenaz (LDH) ile sağkalım arasındaki ilişki araştırıldı.
BULGULAR: Çalışmaya toplam 222 hasta dahil edildi ve ortalama yaş 65,7 ± 11,5 idi. mNLR değeri ≥0,42 ve sNLR değeri ≥4,75 olan hastalarda sağkalımın daha kısa olduğu saptandı (p: 0,001). Çok değişkenli analizde mNLR değeri 0,42 ve / veya sNLR değeri ≥4,75 (Odds oranı (OR): 2,66, p: 0,001), serum LDH> 210 (OR = 1,8, p: 0,001) ve yaş> 65 (OR = 1.9, P = 0,001) olmasının sağkalımla ilişkili olduğu görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: sNLR ve mNLR, MPE'li hastalarda basit, kullanışlı ve uygun maliyetli bir prognostik faktör olarak kullanılabilir. Ayrıca, bu sonuçlar gelecekte mNLR ile ilgili daha fazla araştırmanın temel taşı olarak hizmet edebilir. Sonuçlarımızı genelleştirmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmasına rağmen, bu bilgiler MPE'li hastalar için en uygun tedaviyi belirlemede klinisyenlere ve hastalara fayda sağlayacaktır.
Backgrounds: Various studies have reported that the neutrophil-to-lymphocyte ratio in the serum (sNLR) may serve as a cost-effective and useful prognostic factor in patients with various cancer types. We investigated the clinical impact of NLR as a prognostic factor in malign pleural effusion (MPE) and sNLR on prognosis in MPE.
Methods: We retrospectively reviewed all of the patients who were diagnosed MPE. The relationship between sNLR and neutrophil-to-lymphocyte ratio in the malign pleural effusion (mNLR) value, age, Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG), histopathologic type, serum albumin and lactate dehydrogenase (LDH) with survival were investigated.
Results: A total of 222 patients with a mean age of 65.7±11.5 were included in the study. Patients with a mNLR value ≥0.42 and a serum NLR value ≥4.75 had a shorter survival (p: 0.000). Multivariate analysis, which showed that survival was significantly related mNLR value > 0.42 and/or sNLR value > 4.75 (Odds Ratio (OR): 2.66, %95 CI, 1,65-4,3 p: 0.001), serum LDH > 210 (OR = 1.8, %95 CI, 1,33-2,46 p: 0.001) and age > 65 (OR = 1.9, %95 CI, 1,41-2,55 p = 0.001).
Conclusions: sNLR and mNLR may act as a simple, useful, and cost-effective prognostic factor in patients with MPE. Furthermore, these results may serve as the cornerstone of further research into the mNLR in the future. Although further studies are required to generalize our results, this information will benefit clinicians and patients in determining the most appropriate therapy for patients with MPE.

10.
Yazar Dizini
Authors Index

Sayfa E1
Makale Özeti | Tam Metin PDF

11.
Konu Dizini
Subject Index

Sayfa E2
Makale Özeti | Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale